2026 yılına girerken Türkiye ekonomisi açısından en güçlü anlatılardan biri ihracat tarafında yazılıyordu. Ömer Bolat tarafından paylaşılan ilk çeyrek verileri, iş dünyasında belirgin bir iyimserliğe işaret ediyordu. Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan Dış Ticaret Beklenti Anketi’ne göre İhracat Beklenti Endeksi 109 seviyesine yükselmiş, bu da firmaların önümüzdeki döneme güvenle baktığını ortaya koymuştu.
Bu tabloyu destekleyen güçlü bir arka plan da vardı. 2025 yılında kırılan ihracat rekoru, Türkiye’nin üretim kapasitesi ve dış pazarlardaki rekabet gücü açısından önemli bir eşikti. Yeni pazarlara açılma isteği, özellikle Amerika, Avrupa ve çevre bölgelerde büyüme beklentisiyle birleşince, 2026 için belirlenen 282 milyar dolarlık hedef gerçekçi bir yol haritası olarak görülüyordu. Kısacası yılın başında hâkim olan duygu, zor küresel koşullara rağmen “Türkiye bu işi başarabilir” düşüncesiydi. Ancak yılın ikinci çeyreğine gelindiğinde aynı veri seti bambaşka bir hikâye anlatmaya başladı. İhracat Beklenti Endeksi’nin 100’ün altına gerileyerek 99 seviyesine düşmesi, teknik olarak kötümser bölgeye geçildiğini gösterirken, asıl dikkat çekici olan bu değişimin hızıydı. Sadece üç ay içinde beklentilerin bu denli keskin biçimde yön değiştirmesi, dış ticaret cephesinde yüzeyin altında daha derin bir kırılganlık olduğunu düşündürüyor. Bu dönüşümü anlamak için beklentiler ile gerçekleşmeler arasındaki farkı görmek gerekiyor.
Yılın başındaki iyimserlik büyük ölçüde potansiyele dayanıyordu: yeni siparişler, yeni pazarlar ve güçlü bir büyüme ivmesi beklentisi. Ancak ikinci çeyrek verileri, bu beklentilerin sahada aynı ölçüde karşılık bulmadığını ima ediyor. Sipariş beklentilerindeki gerileme, firmaların sadece bugünü değil, yakın geleceği de daha temkinli okumaya başladığını gösteriyor.
Burada küresel ekonominin rolü göz ardı edilemez. Türkiye’nin ihracat performansı büyük ölçüde dış talebe bağlı ve son dönemde bu talebin beklenen kadar güçlü seyretmediği anlaşılıyor. Avrupa’daki ekonomik yavaşlama, küresel faiz ortamının ticareti baskılaması ve artan korumacılık eğilimleri, ihracatçıların önünü görmesini zorlaştıran başlıca unsurlar arasında yer alıyor. Yani sorun yalnızca iç dinamiklerle sınırlı değil; dış dünya da bu hikâyenin önemli bir parçası. Öte yandan ithalat tarafındaki gelişmeler de bu tabloyu tamamlayan önemli bir unsur. Her ne kadar ithalat beklenti endeksi 100’ün üzerinde kalmayı sürdürse de, özellikle ithalat birim fiyatı beklentilerindeki artış dikkat çekiyor. Bu durum, önümüzdeki dönemde maliyet baskılarının artabileceğine işaret ederken, ihracatın zayıfladığı bir ortamda firmaların çift yönlü bir baskıyla karşı karşıya kalabileceğini gösteriyor. Bir yandan satışlar zorlaşırken, diğer yandan maliyetlerin yükselmesi kârlılığı daraltan bir etki yaratabilir. Ortaya çıkan bu tablo, aslında tek başına olumsuz bir senaryo değil; ancak kırılgan bir dengeye işaret ediyor. Yılın başındaki güçlü beklentiler ile ikinci çeyrekteki temkinli duruş arasındaki fark, ekonomik aktörlerin ne kadar hızlı yön değiştirebildiğini gösteriyor. Bu da güven ortamının henüz tam anlamıyla kalıcı olmadığını ortaya koyuyor.
2026’nın ilk aylarında yazılan “ihracatla büyüme” hikâyesi tamamen ortadan kalkmış değil, ancak ton değiştirmiş durumda. Artık daha ihtiyatlı, daha veri odaklı ve daha dış gelişmelere duyarlı bir süreçten geçiliyor. Önümüzdeki dönemde siparişlerin yeniden artış göstermesi ve dış talebin toparlanması halinde bu düşüş geçici bir düzeltme olarak kalabilir. Aksi halde, ikinci çeyrek verileri 2026’nın geri kalanı için daha temkinli bir dönemin başlangıcı olarak hatırlanabilir. Ekonomide ekser zamanda belirleyici olan rakamların kendisi değil, o rakamların arkasındaki beklentilerdir. Mevcut veriler, güçlü bir iyimserlikten ziyade, daha dengeli ve temkinli bir beklenti ortamına geçiş yaşandığını göstermektedir.
(https://www.paraanaliz.com/ekonomi; https://www.bloomberght.com/haberler)
Copyright © 2025 BAYEL® Tüm hakları saklıdır.
Bu sitedeki tüm içerik, BAYEL®’in izni olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz, dağıtılamaz veya yapay zeka eğitimi gibi amaçlarla kullanılamaz.
